Makale Adı : SUNUŞ-YETER ARTIK..YETER..YETER..

Resim



  
e-posta;sadisubasi@denizeczaneoptik.com                           

 SUNUŞ YETER ARTIK… YETER… YETER…

TBMM, halkın kendisinin temsil edildiği yer değil midir?

  TBMM, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten Meclis değil midir?

   Bu Meclis, halkın kendisini temsil etmek üzere seçtiği vekillerinden oluşan kurul değil midir?

   Onların görevi de, kendilerini seçen halk için çok daha iyi yaşam koşulları hazırlamak değil midir?

   Bu nedenle de, görevleri yasalar çıkartarak ve düzenlemeler yaparak Ülkeyi dünden daha iyi konuma değil midir?

   Eğer bu kurallar doğru ise, TBMM de olanlar neyin nesidir?

   Bu vekiller halkı mı temsil ediyorlar? Yoksa başta genel başkanları olmak üzere, çıkar çevrelerini mi temsil ediyorlar?

   Akil ve topluma örnek olması gerektiği varsayılan halkın vekilleri ne yapıyorlar?

   TBMM çatısı altında vekillerin birbirlerine sarf ettikleri sözleri, sokakta ki asilleri sarf etse, kendilerini önce karakolda sonra da hâkimin karşısında bulmazlar mı?

   Sokakta ki insanlar, TBMM salonunda ve koridorlarındakiler gibi birbirinin boğazına sarılabilir mi? Daha da ileri gidip, yumruk atabilirler mi?

   Her yeni gelenin bir öncekini arattığı bir meclis, halkın meclisi olabilir mi?

   Bu meclis, halkın iradesini temsil edebilir mi?

   Bu meclistekiler, “Hâkimiyet Milletindir” sözünü nasıl söyleyebilirler?

   Son bir aydır TBMM de cereyan eden olaylar milletin yüzünü kızartmıştır.

   TBMM de ki temsilcilerimiz olduğunu söyleyenler, siyaset yaptıklarını nasıl söylerler? Siyaset bu mudur? Bu nasıl siyaset yapmaktır?

   TBMM çatısı altında, uzlaşmayı reddeden dayatmacı kültürün yeri olamaz, olmamalıdır.

   Siyaset uzlaşma kültürüdür. Uzlaşma kültüründen nasibini almayanlar bu milleti de temsil edemezler.

   Zaten onları bu millet seçmemiştir. Millet, parti genel başkanlarının icazeti ile önlerine konan isimleri seçmek zorunda bırakılmıştır.

   Bu nedenle de, milletvekilleri milletin dediğini ve beklediğini değil, genel başkanlarının dediklerini yaparlar. Yapmak da zorundadırlar. Aksi halde bir kez daha milletvekili olma şansını bulamazlar.

   Ne yazık ki bu, dün de böyleydi, bugünde böyledir.

   TBMM de bunlar olurken ülkemizde neler oluyor?

   Ülkede işsizlik tavan yapmış. Açlık sınırında ki insan sayısı her gün biraz daha artıyor.

   Köylü tarım yapamaz, üretemez hale getirilmiş. Köylerin gençleri topraklarını terk edip büyük kentlere gitmiş ve çoğunluğu batağa saplanmış.

   Aile içi şiddet, ahlaksızlık, bebeklere tecavüz edecek kadar azan sapkınlık, gasp ve soygunlar cahiliye dönemini hatırlatır seviyeye ulaşmış. 

   Ülkede can, mal ve namus güvencesi tartışılır hale gelmiş.

   Bu sapkınlıkların en adisinin olduğu bir kentin yöneticileri, olayı bir yıl süreyle örtbas edebiliyorlar. Ta ki, bir gazetecinin sızdırmasına kadar.

   Bir ilçe halkının kendilerini yönetsin diye seçtiği belediye başkanı, bir başka iğrenç sapkınlık olayını, “Biz sorunu kendi içimizde kapattık” diyebiliyor.

   Bu düpedüz, “İmam cemaat” benzeri bir iştir. 

   Bu tablonun yaşandığı bir ülkede, siyasi otoritenin varlığından bahsedilebilir mi?

   İnsanların yatak odasının ve özel yaşamlarının dahi gizli kameralarla kaydedilip sokaklara döküldüğü, insanların aşağılandığı, telefon dinlemelerinin toplumun hemen her kesiminde paranoya haline geldiği bir ülkede, Devlet’in varlığından söz edilebilir mi?

   TBMM çatısı altında, ülkesinin kurtuluşu adına savaş alanlarında çarpışmış, Cumhurbaşkanlığı yapmış, özgürlümüzü borçlu olduğumuz tarihi değerlere saldırılır mı?   

   Hele de, işsiz ve aç insanların sorununu iş olanağı yaratarak çözmek yerine, onları yiyecek ve yakacak paketleri ile susturmayı siyaset yapmak sanıyorsan…

   Tarım yapmasını teşvik etmediğin ve üretim yapmasını önlediğin köylünü, dönüm başı para vererek tembelliğe itiyorsan…

   Aynı nedenle, hayvan yetiştiriciliğini özendirmediğin için alınamaz hale gelen, et fiyatlarını düşürmek için ithal etme kolaycılığına kaçıyorsan, bunun adı siyaset yapmak değildir.

   Zamanında yanlış yapılan yasaları düzelteceğim diyerek, hiçbir uzlaşma yolunu denemeden Anayasa’yı değiştirmeye kalkışmak ve bunu da sayısal üstünlük kozuna dayandırmak da, siyaset yapmak değildir.

   Ülkenin en önemli kurumlarını karşı karşıya getirmek pahasına, ülkeyi germek, toplumu kamplara bölmek de, siyaset yapmak değildir.

   Üstüne üstlük, çağdaş ve gerçekçi siyasi yapının oluşmasında ki en büyük engeller olarak görülen, “Siyasi Partiler Yasasına”, “Seçim Yasasına”, “Dokunulmazlık Yasasına” Dokunmayarak yapılana, “ANAYASA” düzenlemesi denilebilir mi? Ülkeyi germeye değer mi?     

   Üzülerek söylemek gerekirse, toplumun yaşadığı sorunları gözden uzak tutmak için hemen her gün yeni bir senaryoyu gündeme sokan iktidarın da, ona laf yetiştirmeye çalışan muhalefetin de yaptığı siyaset değildir.

    Beyler! Yazıktır bu ülkeye ve bu millete. Bu millet, elindeki son vatan toprağını korumak için “Kurtuluş Savaşını” Boşuna mı yaptı?

    Hala bu milletin temsilcileri olduğunuzu iddia ediyorsanız, aynaya bir bakar mısınız? Aynalar yalan söylemez. Orada ne olduğunuzu göreceksiniz.

   Milletvekillerini belirlemek için her ilde seçmene, “Milletvekili olmasını istediğin 100 kişiyi, yaz” deseler,  oluşan yüz kişilik listelere o illerin mevcut milletvekilinin kaçı girebilir? Hiç düşündünüz mü?

   Korkarım, bu siyaset anlayışı ile idare edilen bir ülkenin insanları olarak, Tanrı’ya bizi koruması için dua etmekten başka çaremiz kalmadı.

   Lütfen! “Hâkimiyet Milletindir” diyorsanız ve bu hâkimiyeti de TBMM temsil ediyorsa, sizi seçen bu millete layık olunuz. O’nun vekili olunuz…

   İyi haftalar… 09 Mayıs 2010

  SADİ SUBAŞI
 


Deniz Web 2010